05
Ağu
Posted by: ercani / Category:
Ercani Yazılar

Bakma öyle hasretli gözlerle. Gözlerin kurumuş, artık yaş akmaz hale gelmiş. Bakma çölde susuz kalmış bir bebek gibi. Bakışların hasret ve hüznün heykel olmuş hali. Çöldesin zaten biliyorum ve hep serap görüyorsun. Anneni görüyorsun özlediğin kardeşini görüyorsun ama dokunamıyorsun.
Sevgi seni terk edeli yıllar olmuş. Umutsuzluk geceleri seni dürten gardiyanın, sevgi sana hasret. Gök bile çaresizliği vurguluyor. Saçların his kuraklığı içinde savrulup duruyor.
Artık tebessüm edemiyorsun çünkü hislerin artık çorak bir arazi gibi çatlamış ve susuz.
Sevgiyi davet ediyorsun iki damla yüreğini ıslatsın diye ama davete cevap yok.
Gözlerin kan yumağı. Hissizlik ağlamanı da engelliyor. Yaş gözlerde doluyor ve akmıyor.Kan gözyaşlarına karışıyor ve akmıyor. Gözyaşları iltihaplanıyor ve akmıyor. Sen sadece susmuş hissizleşmiş iltihabın çıkacağı gün bekliyorsun.
Ne var ki sanki birisi gelse sana artık acı çekmeyeceksin, özlem hissetmeyeceksin dese. Bu iyiliği birisi yapsa ne olur sanki. Seni tekrar annene kavuştursa ne olur sanki.Ama oda yok ve çaresizlik yardımsızlıktan dolayı iki kat artıyor….
Artık hüznün meyvelerini toplama zamanı. Çünkü acı ve gözyaşı aslında ilerideki ferah hayata sadece küçük bir merdiven dayamaktır. Artık hüznün meyvelerini toplama zamanı.
Bir iki damla sevgi suyu beklerken yağmurlara mağruz kalmanın tam zamanı.
Anneni beklerken koca bir sevgi yumağına gelmenin tam zamanı.
Annenin geleceğini kardeşinin sana fısıldamasının tam zamanı.
Artık bulutlar hüznün değil sevginin sembolü. Rüzgar kuraklığın değil iyi haberlerin postacısı.
Gel artık ey anam. İltihabımı akıt. Üstüne bir öpücük kondur. Bundan güzel yara merhemi olamaz. Read more…
31
Tem
Posted by: ercani / Category:
Hayat Köşesi
22
Tem
Posted by: ercani / Category:
Ercani Yazılar

Bir diyar vardı eskiden. Şelaleler o kadar coşkun akardı ki sadece sesi yürüyen koca bir ordu gibiydi. Sessizlik bazen ormanlarda hüküm sürerdi. Ceylanlar kokmaz ve sadece bakıp huzurlarını dile getirirlerdi. Bir çocuk vardı bu diyarda sessiz, alıngan ve alabildiğine masum. Tek yaptığı yürüyen karıncaları izleyip yol bulmalarına yardımcı olmak ve ceylanlara gülümsemekti. Sessizlik huzurun şahitçisiydi. Ve günler geçti…
Aylar orda umursanmazdı çünkü diyarın güzelliği zaten her saniye aynıydı. Ağaçlar rengarenk yapraklarıyla adeta diyarın renk pınarlarıydı. Su bu pınarı iki kat yapmak için diyarı yüzeyinde yansıtıyordu. Gökler susmuş sadece diyara zarar gelmesin diye dua ediyordu. Bir kız çocuğu eliyle suyu dalgalandırıyordu. Kendisine has düşüncelerini suya yansıtıyordu. Henüz küçüktü. Saflığı asaletiyle bütünleşmiş parlıyordu. Hayvanların huzurunu izlemek ona haz veriyordu. Sessiz ormanda kaybolmak ve sırlar ile bütünleşmek onun hayat amacıydı. Semboller onu kendinden alıyordu. Kainattaki her şeyin bir sembol olduğunu düşünüyordu. Güzelliği ceylanları kıskandırıyordu. Yapraklar üstüne yavaşça düşerken , o yine suya dalmış içindeki inanılmaz duyguları çözmeye çalışıyordu. Ben neden varım?0 Sırların kapılarını nasıl aralarım? . Düşünceler aylara dönüşmüştü ve kız hala küçük alımlı bir ağacın altında suya dalmıştı…
Gök birden kızıla büründü. Kızgınlık sanki diyarı sarsmaya başlamıştı. Ceylanlar artık ortalığa çıkmak istemiyordu. Günler kızgınlığın diyara yayılmasını kolaylaştırıyordu. Kız ne olduğunu anlamadı ama ürktü. Tekrar düşüncelerine daldı ve ruhunun derinliklerine yolculuğa devam etti…
Karıncaları izleyen Read more…
14
Tem
Posted by: ercani / Category:
Ercani Yazılar
y 
Bir mutluluk anının başka bir mutlu insan tarafından kremaya boyanmış haline şahidiz.
Oluşan herbir mutluluk hormonunun yüze yansımasının anıdır.
Zaferin sarhoşluğunun kelimelerle değil beden diliyle anlatılmasıdır.
Bu hazzın verdiği zevki başkalarıyla paylaşmanın, yıkıcı derecede mutluluğu arttırdığının resmidir.
Hayatın bazen unutulup geçici bir mutlulukla durdurulabileceğinin resmidir.
Unutulan hayatın verdiği huzurun birazda mutlulukla karışmış halidir.
İnsanın hayatın dışına çıkıp kendi kendine mutluluk yaratabileceğinin küçük bir kanıtıdır.
Ömrümüzün başkalarının kurduğu bu saçma hayat sisteminde ilerlemesine biraz dur demenin resmidir.
Dur durak bilmeyen koşuşturmaların ve sistemde bir yer edinme çabasının unutulmasıyla ortaya çıkan huzurun küçük bir anıdır.
Hepimizin hak ettiği küçük sevinçlerin bir parçasının yüze yansımış halidir.
Bu yazılanlar sadece bu anı yaşayanlar için anlamlıdır. Yazı yazmanın bazen dışarı çıkıp küçük bir anıya değinmenin resmidir. Yazı varlığıyla her ânâ ve olaya rehperlik edebilir bu sadece ona küçük bir örnektir. Aslında bu, herşey hakkında yazılabileceğinin küçük bir örneğidir. Belkide bazı anların yazılınca anlam kazandığının örneğidir. Ve belkide yazıldıkça anların canlanıp yerini bulabileceğinin resmidir.
Aslında tek söylenmek istenen ne olursa olsun yazmak gerektiğidir. Çünkü kainat karşımızda dururken, bu duruş anına ancak yazarak yaklaşıp çözümleyebiliriz.
Ne olur yazın! Çünkü yazı sizi kainatın arkasındaki bahçeye kadar götürür…
14
Tem
Posted by: ercani / Category:
Ercani Yazılar,
Hayat Köşesi

Yeni doğmuş güneşin ardından yeni bir güne başlıyoruz. Hayallerimiz çok kısıtlı. Nefes almamız bizim için bir şans. Biz esir hayatı süren zavallı iki çocuğuz.
Artık yaşadığımız hayatı kabullenmiş bir put gibi duruyoruz. İçimizdeki korku ve güvensizlik vucudumuzun her anıyla kendini belli ediyor. Yollar sadece yeni bir tutsaklığa giden serüven bizim için. Hayallerimiz başkalarının hayalleri için çalışmış. İsteklerimiz sadece biraz güven hissetmekten ibaret. İhtiyaçlarımız sadece biraz yemek ve su.
Belkide güneş sadece ölmemize yüz tutmuş bir günün habercisi bizim için. Ölmek belkide en güzeli. Diğer diyarlardaki çocuklara baktığımızda, mesela “amerika diyarındaki çocuklara” biz zaten ölü konumundayız.
Ama yinede hiç birşeyden haberimiz yokmuş gibi objektiflere şirin görünmeye çalışabiliyoruz.
foto:”david longstreath”
yer:”tayland’ta bir sığınma kampı”
14
Tem
Posted by: ercani / Category:
Ercani Yazılar

Özgürlüğün ve mutluluğun aynı anda yaşanması ne büyük zevk. Su, daha fazla özgürlük dercesine şahlanmış. Havada kalmanın verdiği haz ve zevk özgürlüğü temsil ediyor. Geleceğe dair düşüncelerin olmaması ve güven, özgürlüğü kat ve kat arttırıyor.
Çocuk olduğunu hissetmek böyle bir şey olsa gerek. Özgürlük ve güven duygularının mutluluğa dönüşmesi . Belkide büyürken büyüdüğünü hissetmek ve çocukluğunu özlemek yaşamın en zevkli anları.
Ben şanslı çocuklardan mıyım yoksa olması gerektiği gibi yaşayan çocuklardan mı?
Belkide bazılarına göre şanslı çocuklardanım ama bence olması gerektiği gibi yaşayan çocuklardanım. Tüm dünyanın özgür ve güven içerisinde mutlu olma arzusunu dile getiriyorum.
Ve esir olan çocuklara özgürlük diyorum !
14
Tem
Posted by: ercani / Category:
Ercani Yazılar,
Hayat Köşesi

Bu yazının ismi acıdır. Nedeni içinde gizli!
Susmak istiyorum bazen sadece susmak. Olanların aslında var olmadığını kendime söylemek istiyorum. Çünkü olanlar halen beynimin alamayacağı kadar ürpertici.
Konuşmak sadece içimdeki sızının daha çok yanmasını sağlıyor. O yüzden susmak ve sadece kendimle konuşmak istiyorum. Kendime hep mutlu olacaksın ve istediklerin hep olacak diyorum. Ailenin hep yanında bulacaksın ve onları hiç kaybetmeyeceksin diyorum. Yalanın olmadığı ve huzurun 10 katına çıktığı bir anda annene sarılıp seni seviyorum diyeceksin diyorum. Kardeşlerimin gülücükler saçıp etrafımda oturup mutlu olduklarını söylemesini izleyeceksin diyorum. Sofraya hep huzurlu ve gelecek kaygısı olmadan oturacaksın diyorum. Kendimi sadece sanata verip kendi istediğim hayatı kuracağım diyorum.
Ve susmaya ama kendimle konuşmaya devam ediyorum;
Üzülme sen artık acı hissetmiceksin sadece küçük olaylar atlatıp yine mutlu kalacaksın. Sen istediğin sürece yakınlarına hiçbirşey olmucak. Dünya barış ve huzurla kaplanacak. Bizde bu huzur ve barışın temsilcileri olacaz…
Susmaya devam ediyorum ama bu sefer kendimlede konuşmuyorum. Çünkü az önce ailemin, bizi terörist ilan eden terörüstlerceöldürüldüğünü öğrendim.
Artık sadece ağlıyorum ve hiç susmuyorum..
Irakta dönen olayların küçük bir yansımasıdır. Umarım geç olmadan bu katliama birisi son verir. Ama binlerce ananın yüreği yandı bile. O zaman susup bizde ağlayalım.
08
Tem
Posted by: ercani / Category:
Ercani Yazılar,
Hayat Köşesi

Ben bir çocuğum. Kimliğim sadece boyacılıktan ibaret.
Koca binalar ve içinde yaşayan insanlar tarafından sıkıştırılmış bir halde düşünüyorum; “Geleceğim nasıl olacak acaba?”
Umutsuzum. Sadece kendimi dinliyorum. Kendimden çıkan ses hep aynı “kabul et sen bir boyacısın”. Ağlamak istiyorum ama işe yaramayacağını bildiğim için hep içime atıyorum. gelecek benim için sadece yeni umutsuzluklar için bir süreç.
Sadece sıcak bir odada gelecek kaygısı olmadan kıvrılıp uyumak istiyorum. Uyandığımda sıcak bir yemeğin annem tarafından uzatılmasını istiyorum. Yemeğimi yerken sıcak sıcak bakan bir çift göz istiyorum. Sonra sarılıp kendimi güvende hissedebileceğim bir kucak istiyorum.
Tüm bu hayallere dalmış bir haldeyken tek gördüğüm bana uzatılmış bir çift ayakkabı oluyor.
08
Tem
Posted by: ercani / Category:
Ercani Yazılar
Bir su damlası gibiyim bugün. Nereye akacağını bilmeyen ve nasıl şekilleneceğine karar veremeyen. Bir gül istiyorum üstüne düşeceğim ve kendimi ona adayıp onu güzelleştireceğim. Kokusunu hissetmek istiyorum tüm zerrelerimde ve koklamak istiyorum üstüme sindiğinde. Bir su damlasıyım ve ancak güzel bir güle yakışırım.
Gül kendinden habersiz bekliyor. Göğe dalmış ve gelecek bir damla su bekliyor. Güneş kendisine uzanmış güzelliğini yansıtıyor. Rüzgar gelecek damlanın habercisi. Bulutlar henüz görünmemiş, ama ümit o kadar fazla ki, bulutsuz bir gökyüzünden bile damlanın gelmesi bekleniyor. Gül biraz hüzünlü biraz narinliğini hisseder biçimde yapraklarını eğiveriyor. Aynen bir çocuğun öksüzlüğü karşısında boynunu bükmesi gibi. Ama yinede ümit var o damla muhakkak gelecek.
Ben bir damlayım ve henüz bulutlar tarafından taşınmamışım. Bir gül bekliyorum, beni içine alacak ve kendisi için hayatının anlamı olacağım bir gül bekliyorum. Ne olur beni bekle gülüm başka damlalara tenezzül etme. Ben seni beklerken sende hasretten içine kapan ve ben gelene kadar açılma. Çünkü sen benim gülümsün.
Aradan çok zaman geçti ve gül boynunu iyice büktü. Bulutlar gelmişti ama o damladan haber yoktu. Gül anladıki istediği su değil özel bir damlaydı. Diğerlerinden farklı olan ve kendisini bekleyen bir damla. Gülün hasretiyle yanan bir damla…
Az daha bekle gülüm gelmeme az kaldı.
Bulutlar gitmeye başladı. Gül artık damladan ümidi kesti. Artık boynunuda bükemiyordu. Çünkü boynunu bükmekten sıkılmıştı. Artık istediği tek şey vardı oda ölmek. Bu düşüncelere dalmış bir şekildeyken rüzgarın kulağına fısıldarmış gibi estiğini hissetti. Sanki o damla geliyordu. Ama bulutlarla değil rüzgarla beraber. Gül hissetmişti ve yeniden canlanmaya başlamıştı. Ve sonunda damla uzaktan göründü. Gül, rüzgara dur dedi. Dur ki damlam üzerime düşsün. Rüzgar güle kıyamadı ve tam damlanın üstüne geldi anda durdu.
Damla gülün üstüne doğru süzülürken neşeden şekil değiştirmeye başladı ve bir kar tanesine dönüştü. Artık kavuşma anıydı ve kar tanesi gülün üzerüne düştü.
Gül tüm hasretiyle kartanesini sardı ve kar tanesi eriyerek tekrar suya dönüştü. Gül tüm gücüyle suyu emdi ve mutluluktan tatmin olmuş bir şekilde huzura kavuştu.
Aradan biraz zaman geçti ve gül içindeki suyu hala hissediyordu. Onu emdi ama duyguları hep aynıydı. Birden kendine baktı ve yapraklarının üzerinde açan bir tomurcuk gördü. Bu emdiği sudan olan bir tomurcuktu.
Ve gül tüm hayatını o tomurcuğa adadı ve masal burda bitti.
08
Tem
Posted by: ercani / Category:
Ercani Yazılar,
Kategorilenmemiş
Küçük bir odadayız beraber. yanımızda tahtadan bir masa duruyor. oturuyoruz ve gözlerimizi gözlerimize dikiyoruz. Sen yeşil gözlüsün, ben gözlerine hayran birisi.Unutuyorum kendimi ve sana dalıyorum. Gözlerinin içindeki ışıltıdan ruh halini yorumluyorum “sen kainata gelmiş en güzel çiçeksin.” diyorum içimden. Elimi masaya koyup , başımı elime yaslıyorum. ve sana tekrar dalıyorum. İçimden yine aynı şeyler geçiyor “sen kainatın en güzel çiçeğisin”.
Zaman akıp geçiyor ve ben uyuya kalıyorum.
Sonra birden uyanıyorum ve sen yanımda yoksun. Ben küçük bir odadayım ve seni özlüyorum. Nerdesin yeşil gözlüm. Yoksa gözlerin toprağamı büründü. Yoksa gözlerin artık toprak rengindemi.
Ben seni özlemekten yorgun bir halde mezarına geliyorum ve kainatın en güzel çiçeğine bir buket gül uzatıyorum. Almıyacaksın biliyorum ama gözlerim yaşlı bir şekilde yinede uzatıyorum. Keşke yanımda olsaydın o zaman sana gül uzatmazdım. Çünkü aklımdan geçen cümleler buna izin vermezdi “sen zaten kainatın en güzel çiçeğisin.”
Hiç unutmayacağım çiçeğime.
Seni özledim.